"Devletin Verdiği Gözlük" ne demek? | Gözlük reçetesi kaç gün geçerli? (2022)


Optisyenlik müesseselerinde en çok sorulan sorulardan bazıları: Devlet gözlük veriyor mu?, Gözlük hakkımla güneş gözlüğü alabilir miyim? Gözlük reçetesi kaç gün geçerli? Devlet gözlük için ne kadar ödeme yapıyor?

İnternette çok fazla bilgi kirliliği var. Bir optisyen olarak bunları birinci ağızdan cevaplandırmak istiyorum.

Gözlük reçetesinin süresi ne kadar geçerli? Optisyenlik müessesesine başvurduğumda gözlüklerimi ne zaman teslim almalıyım?

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun optisyenlik müesseseleri için her sene yenilenen bir sözleşmesi mevcut. 2022 yılı için Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gözlük süresi için belirlenen bu süre 10 (on) iş günü olarak belirtiliyor. Optik firmasına müracaat ettikten sonra tıbbi malzeme olan gözlüğün 5 (beş) iş günü içerisinde teslim alınması gerekiyor.

Mazeret durumlarındaysa kişiden mazeret beyanı alınarak en geç müracaatı takip eden 15 (on beş) işgünü içerisinde kişinin tıbbi malzemeyi teslim alması gerekmektedir.

Meraklısı için ilgili optik sözleşme: Sosyal Güvenlik Kurumu Görmeye Yardımcı Tıbbi Malzemelerin Teminine İlişkin Sözleşme (Uygulanacak Usul ve Esaslar 6.3.8 a ve b bentleri)

Optik cam ve çerçeve hakkımla güneş gözlüğü alabilir miyim? Ya da çerçeve hakkımı cam için kullanabilir miyim?

Hayır. “Ama daha önce yapılıyordu” dediğinizi duyuyorum. Evet, yapanlar vardı. Geçmiş yıllarda ürün takibi zordu. Karekod ve ürün takibi yoktu. Ancak optisyenlik müesseselerinde 2012 yılında karekod sistemine, 2017 yılında ise Ürün Takip Sistemi’ne (UTS) geçildi. Artık her çerçeve ve cam ürün karekoduyla gelmekte, kişi adına Sosyal Güvenlik Kurumu’nun medula sistemine kaydedilmektedir. Kaydı yapılmayan optik cam ve çerçevenin karekodu okutulamayacağı için yapılan bu illegal yöntemin de önüne geçilmiş oldu.

Maalesef optisyenlik müesseselerinde bu tarz sorulara halen rastlamaktayız.

Devlet, gözlük veriyor mu?

“Devletin verdiği gözlük” diye bir kavram var. Devlet optik cam veya optik çerçeve vermiyor. İnsanlarda söyle bir algı var: Devlet tarafından optisyenlik müesseselerine her ay koli koli çerçeve ve cam gönderiliyormuş ve biz “kurum gözlüğü” olarak bunları satıyormuşuz gibi. Bu algı elbette geçmiş yıllarda yine fenni gözlükçüler ve optisyenler tarafından oluşturuldu.

Sosyal Güvenlik Kurumu, her reçete için uzak ve yakın olarak 3 (üç) senede bir optik çerçeve bedeli 37.80₺ ödeme yapmaktadır. Yakın bir tarihte yerli üretimi desteklemek amacıyla yerli üretim çerçeveler için 42.80₺ ödeme yapmaktadır. Gözlük camı içinse numaranın büyüklüğüne göre tek cam için ortalama 6–20₺ arasında ödemek yapmaktadır. Gözlük camı için herhangi bir ödeme süresi yok. Gözlük numaralarınızın 0.50 derece düşmüş veya artmış olması yeterli. Gözlük çerçevesi hak edişinize e-devlet üzerinden bakabilirsiniz.

10 yılı aşkın süredir Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ödemiş olduğu tutarlar bu şekildedir. Yerli üretim desteği haricinde bu tutarlarda herhangi bir iyileştirme mevcut değildir. Bu sebeple devletin verdiği gözlük, devletin verdiği cam veya devletin verdiği çerçeve diye bir kavram yoktur. İlla bir şey denilecekse Sosyal Güvenlik Kurumu’nun kişiye vermiş olduğu ufak bir destek diyebiliriz.

“Devlet eskiden beridir ücretsiz veriyor. Neden şimdi bu fark?”

2004 yılından beri değişmeyen gözlük cam ve çerçeve ödemeleri (yerli üretim desteği hariç) halkın kaliteli cam ve çerçeveye yönelmesini kısıtlıyor. 2004 yılında asgari ücret 303₺ iken bugüne kıyasla asgari ücretin yaklaşık 7.5 kat arttığını söyleyebiliriz. Aynı şekilde 2004 yılında 120₺’ye ev bulabiliyorken şu anki mevcut kiraların durumu ortada. Örnekleri çoğaltabilirsiniz.

Optisyenlik müesseselerine çok fazla sitem ediliyor. Optisyenlik müesseselerine serzenişten önce Sosyal Güvenlik Kurumu’na sitem etmek gerekiyor. Çünkü olan yine vatandaşa, insana oluyor. İnsanlar mağdur oluyor. Optik firmalarıysa zarar etme pahasına, müşterilerini kırmamak ve kaybetmemek uğruna alması gereken katılım payı vs. ücretleri de almıyor. Özellikle dar bütçeli kesim için çok daha zor bir durum ne yazık ki.

Gözlük kullanıcılarından, özellikle yaşlı kesimden hakkın olan ücreti istediğinde başka bir gözlükçüye gitmekle tehdit edebiliyor. Argümanları da şu şekilde: “Devlet, eskiden beridir ücretsiz veriyor. Neden şimdi bu fark? Ben fark mark vermem.”

Sosyal Güvenlik Kurumu bu ücretleri arttırmadığı takdirde sitem edilen, müşteri olarak ağzına geleni söyleyen kesim optisyenlik müessesesini ertesi yıl aynı yerinde ve aynı hizmeti verirken bulabilir mi, bilmiyorum.

2018 yılında milletvekillerine ödenen gözlük çerçevesinin bedeli 250₺’den 350₺’ye çıkartıldı. Camı ise 200₺ oldu.

Kurumun ödediği tutara denk gelen bu camların estetik ve sağlık açısından iyi olmadığı tartışılmaz bir gerçektir. Filtre kaplamasız camın yapmış olduğu yansıma; estetiği önemli derecede etkilerken, teknoloji çağında bu denli mavi ışığa maruz kalırken SGK’nın 16 seneden beri aynı katkıyı sağlaması tartışmaya açıktır.

Gözde Uçuşan Cisimler Yeni Bitkisel Tedavisi


Gözde uçuşan cisimleri görmek can sıkıcı olabiliyor. Baktığın her yerde sürüklenen küçük noktalar ve örümcek ağları… Bu yazıda göz önünde uçuşan cisimlerle alakalı yeni bir araştırmayı gözden geçireceğiz.

Bu yazıyı okuyorsanız göz önünde uçuşan sinekler canınıza tak etmiş olmalı. Bazı insanlar için gerçekten sinir bozucu olabiliyor. Kimisi de bunları siyah veya beyaz leke olarak adlandırıyor. İnsanlar genellikle bu uçuşan cisimlere alışırlar, takip ederler ve uyum sağlarlar.

Bilgisayar ekranına bakarken veya dışarı çıktığında mavi gökyüzüne baktığında bunları daha fazla görürsün. Bu uçuşan cisimler bazı kişilerde çok büyük ve rahatsız edici olabilir ve hatta görüşü bile engelleyebilir.

Daha önce de “Göz önünde uçuşan cisimlerle alakalı bilmen gereken 3 şey” isimli videoma yapılan yorumlardan sonra böyle bir araştırma içerisine girdim.

Bir göz hekiminin belki de her gün duyduğu bir şikayet. Tarih boyunca bunlardan kurtulmak istedik. Şu an en bilindik yöntem “vitreolizis” denilen bir yöntem. İnternette bu konuda arama yapan kişi sayısı oldukça fazla. Özellikle kişiler, uçuşan cisimlerle alakalı doğal bir tedavi veya beslenme rutinine ekleyebileceği bir besin arayışı içerisinde.

Bugün sizinle 2019’da yayımlanan harika bir pilot çalışmayı paylaşmak istiyorum. Amerikan Bilim Dergisi’nde yayımlanan makalenin orijinaline göz atmak isterseniz sizin bir bağlantı koyuyorum.

Üç aylık bir takviye ile yüzen cisimlerin sonu: Ananas! Evet doğru duydunuz. Aslında ananastan ziyade ananasın içerisinde bulunan bir enzim demek daha doğru olur sanırım: Bromelain enzimi.

Gözlerimiz yaşlandıkça, gözümüzün içinde bulunan vitreus sıvısı bozularak şeklini kaybetmeye başlar ve sıvılaşır. Dengeli bir vitreusun olmadığı bu durumda kolejen lifleri çökerek kümeler oluşturacak şekilde birbirine yapışır. Bunlarda retina üzerinde gölge yapıp noktalar, iplikçikler veya örümcek ağı şeklinde yani bizim bildiğimiz şekliyle gözde uçuşma olarak tanımlanır. Vitröz jelin içinde toplanan kollajeni ayrıştırdığı iddia edilen bir enzim olduğu düşünülüyor bu bromelain enzimi.

Araştırmaya gelecek olursak, çalışmaya 388 kişi katıldı. Ve bu kişiler 190 ve 198 olarak iki gruba ayrıldı. 388 kişi küçük bir örneklem boyutu. O yüzden dediğim gibi bu bir pilot çalışma ve kusurları var. Bu tarz bilimsel makalelerin çoğalması, daha fazla değerlendirip test yapılması çok daha sağlıklı olacaktır. O yüzden bu makaleye şüpheci bir bakış açısıyla okuyup değerlendirmek gerek. Ancak öncül olması adına sevindirici bir haber.

Peki bu çalışmada ne buldular? Çalışmaya katılanlara detaylı bir göz muayenesi yapıp gruplara ayırdılar. Çünkü her kişi farklı seviyede bu dertten muzdarip. 190 kişilik grupta kendi içinde 120 ve 70 kişilik bir gruba ayrılıyor. 120 kişide bir, 70 kişide birden fazla yüzer isimlerin olduğu görülmüş. Ve grubu her gün yaklaşık 120 gr ananasla beslemeye başlıyorlar. 90 gün boyunca her öğle yemeğinden sonra ananas dilimi verilen iki grupta da önemli bir gelişme olmuş. 3 ayın sonunda bu dertten muzdarip 120 kişiden 35 kişi, 70 kişilik gruptan ise 19 kişi kalıyor. Ve bence bu oldukça inanılmaz.

İkinci grup da çok ilginç. 198 kişiyi 66’şar kişilik 3 gruba ayırmışlar. Birinci gruba günde bir ananas dilimi, ikinci gruba iki, üçüncü gruba üç dilim ananas servis edilmiş. Ve yeni bunlar yaklaşık 120 gram olarak servis ediliyor. Ve üç aylık sürenin sonunda günde bir dilim tüketen kişilerin %55’i iyileşme göstermiş, günde iki dilim ananas tüketen insanların ise 3’te 2’si, üç dilim ananas alan kişilerin ise yaklaşık %75’i iyileşme göstermiş.

Bu sonuçlar gerçekten inanılmaz sayılabilir. Tabii bu çalışmanın tekrardan yetersiz olduğunu da belirtmek gerekiyor. Marketlere akın etmeden önce bir durun ve yazıyı bitirin. Bromelain enziminin hiçbir hastalığın tedavisinde etkili olduğu kanıtlanmamıştır. Herhangi bir hastalığın tedavisi için FDA tarafından da onaylanmamıştır. Ananasın fazlasıyla asidik olduğunu da söylemek lazım. Ve bu sizi etkileyebilir. Hatta alerjisi olanlar olabilir. Diyabetik olanlar da yüksek şekerli yiyeceklere karşı duyarlı olup olmadığına dikkat etmeli. Araştırmada da içerisinde çok fazla şeker olduğundan yenilebilecek dilimleri en fazla 3 ile sınırlamışlar. Bu çalışma dediğim gibi yeterli değil, ancak umarım daha fazla katılımcıyla araştırma yapmak için yeni çalışmaların önünü açar. Bunların dışında ananas için en azından bir çeşit tabiat ananın doğal bir tedavisi diyebiliriz.

Ben doğal ananas haricinde FreshBak markasının dondurularak kurutulmuş, glutensiz ve şeker ilavesiz ananas atıştırmalıklarını tüketiyorum. Kahvaltılık mısır gevreğine, tatlılara, yoğurda ekleyip de kullanabilirsiniz. Veya benim gibi sadece atıştırmalık olarak tüketebilirsiniz. Göz atmanızı tavsiye ederim.

Bir de takviye edici gıda olarak bilinen supplementler var. Yurtdışında bu supplementleri kullanıp güncellemeleri takipçileriyle paylaşan youtuberlar var. Ancak bu tarz takviye edici gıdaları doktor kontrolünde kullanmanızı öneririm.

Yazıyı okuduğun için teşekkür ederim. Bu konuda benimle paylaşmak istediğin bir şey olursa yorum kısmında seni bekliyor olacağım. Beni diğer sosyal medya kanallarından takip edip kanalıma abone olmayı unutma!

Not: Bu yüzen cisimler rahatsız edebilir ancak genellikle tehlikeli değildir. Ancak her zamankinden daha fazla sayıda ise, aniden ortaya çıkıyor, ışık parıltısı görüyor veya çevresel görme kaybı yaşıyorsanız acilen bir göz hekimine başvurmalısınız.

Presbiyopi nedir? Presbiyopi tedavisi var mı? (Yakını Görememek)


Loş ortamlarda bir şey okumakta zorlandığınız oluyor mu? Telefonu, gazeteyi veya derginizi artık uzaklaştırarak mı okuyorsunuz? Yaşa bağlı yakını görememe sorunu ya da tıp dünyasındaki adıyla presbiyopi sizin de kapınızı çalmış olabilir. Peki yaşla birlikte ortaya çıkan bu sorunu durdurmak ya da hızını azaltmak mümkün mü? Ne zaman yakın gözlüğü takmaya başlamalıyız? Hayatının en az bir bölümünde gözlük ihtiyacının olacağını biliyor muydun?

Yakını görememe fizyolojik bir olaydır

Optik mağazalarına göz doktoru tarafından miyopi, hipermetropi, astigmatizma ve presbiyopi olmak üzere 4 teşhis üzerine yazılan gözlük reçeteleri gelmektedir. Hipermetropiyi genellikle insanlar yakını görememe kusuru olarak bilirler ancak bu kısmen yanlış. Hipermetropide miyopi gibi uzak görme kusurudur. Peki presbiyopi nedir? Saymış olduğum miyopi, hipermetropi ve astigmatizmadan tamamen bağımsız olarak presbiyopi yaşa bağlı yakını görememe problemidir. Fizyolojik bir olaydır. Yani kısacası hepimizin başına gelecek bir olay. Aynı saçın beyazlaması, dişlerin dökülmesi gibi. Yaşlılık belirtisi de derler. Hatta çoğu kitaplarda yaşlı göz olarak geçer. Gençliğimde kartal gibi görürdüm artık yaşlandık diyenleri duymuşsunuzdur. Peki bu nasıl oluyor?

Basit anlamıyla görmek

Presbiyopi, tamamen gözümüzün içindeki doğal göz merceğimizle alakalı bir durumdur. Gözümüzün 4 kırıcı ortamı var ve bunlardan biri de doğal göz merceğimiz. Işık sırasıyla kornea, humör aköz, göz merceği ve vitreustan kırılarak retinaya düşer. Retinaya düşen görüntü görme sinirleri aracılığıyla beyne iletilir ve biz dünyayı net bir şekilde görürüz. İşin en basit tanımı bu.

Boşuna kırıcı ortam dememişler bunlara. Işık bu ortamlardan kırılarak geçer. Gözümüzün en önündeki saydam tabaka olarak bilinen korneanın 43 numara kırıcılığı vardır. Bu sabittir. Göz merceği ise çok farklı bir mekanizmadır. Göz merceğini kameranın lensi olarak düşünebilirsiniz.

Bu böyle devam etmeyecek

Göz merceği çok ince ve esnektir. Her yıl biraz daha kalınlaşır. Göz merceği kendini yenileyemez. Aynı vitreus sıvısı gibi; doğumdan ölüme kadar kullanırız. Çocuk yaşlarda veya yetişkinliğe adım attığımız çağlarda yakından okumak sorunsuz ve normal bir olaydır. Çoğu kişi bunu nasıl yaptığını bile fark etmez. Mekanizma o kadar iyi işler ki uzaktan yakına bakışta herhangi bir netleme problemi yaşamazsınız. Şimdi bu yazıyı okurken bir anda yakından elinize bakın. Hiçbir problem yoksa ve mükemmel bir görüşünüz varsa bu süper bir şey. Ama üzücü haberi vermem gerekirse bu ömrünüzün sonuna kadar böyle gitmeyecek.

Sürekli yakına baktığımda uzağı göremiyorum

Yakına baktığınızda lens bombeleşti uzağa baktığınızda tekrar eski haline geldi. Çok fazla yakına baktığınızda ve bir anda uzağa baktığınızda bulanık gördüğünüzü ama bir süre sonra düzeldiğini fark etmişsinizdir. İşte bu sebepten. Göz merceği sürekli yakına odaklandığınızda devamlı olarak bombeleşmek zorunda kalıyor ve aniden uzağa baktığınızda bir anda gevşeyemiyor, eski halini alamıyor. Bu yüzden gözlerinizi 20–20–20 kuralı ile dinlendirmenizde fayda var.

Görmediğimizi fark etmiyoruz

Tarih boyunca yakını görmek için birçok çaba gösterilmiş. Büyüteç diye bildiğimiz konveks mercekler bu amaç için kullanılmış. Bu arada insanlar yakını görmediğini çok kısa sürede tecrübe etmişler. Ancak uzağı görmediğini yıllar sonra fark etmişler. Şu an hala uzağı görmediğini fark etmeyen insanlar olduğunu söyleyebiliriz.

Yakın gözlüğü derecesi ne iş yaptığınıza göre değişir

Presbiyop çağına geldik, kaçış yok, peki ya sonrası? Yakını görememe problemiyle göz doktoruna gittiğinizde size okuma gözlüğü olarak bilinen yakın gözlüğü reçetesi yazar. Genellikle herhangi bir göz kusuru olmayan bir kişide 40 yaşlarında +1.00 derece yakın gözlüğü ihtiyacı gelişir. Ancak bu ne okuduğunuza veya ne iş yaptığınızla alakalıdır. Doktor buna göre reçetenizi düzenler. Telefonu çok sık ve yakın mesafede kullanan biri misiniz? Gün boyunca bilgisayar mı kullanıyorsunuz? Ya da bilgisayar gibi daha uzak bir mesafede devamlı mı çalışıyorsunuz? Misal bir restoranda devamlı patates ve domates soymak gibi orta mesafe gerektiren bir işle mi meşgulsünüz. Bu tarz durumlar reçetede sizin için yazılmış olan yakın gözlüğünüzün gücünü etkiler. Bu sebeple göz doktorunuz elinize yakın okuma eşeli verdiğinde tuttuğunuz mesafeye göre verileceğini bilmelisiniz. Ya da artık biliyorsunuz, ben genellikle şu mesafeyi kullanıyorum diyebilirsiniz. Bir kuyumcu düşünün mesela çok daha yakından bakması gerekiyor. Burada gücü arttırması lazım daha yakın görebilmesi için. Bu örnekler çoğaltılabilir. 

Miyoplar, yakını görememe konusunda daha şanslı

Miyoplar bu konuda şanslı sayılabilir. Miyop dediğimiz olay gözde kırıcılık fazla demek. Yani göz merceğini ekstra yormuyorsunuz demek oluyor bu. Hatta eksi (-) mercek kullanarak net görmeyi sağlıyoruz. Ancak hipermetropide gözün kırıcılığı az olduğu için göz merceği normalde uzağa bakarken de netlemek için bombeleşmek zorunda. Bu yüzden maalesef hipermetrop kişiler miyoplara göre çok daha erken yakını görememe sorunuyla yüzleşirler. Hipermetrop ve presbiyop kişiler bir süre okuma yaptıktan sonra yorulduğunu söylerler. Sebebi budur.

Yakını görememe için çok odaklı gözlük camları en iyi çözüm

Yakın gözlükleri genellikle çabuk kaybedilir. Yedek gözlük ihtiyacı hissedebilirsiniz. Birçok kişi arabada, işte ve evde olmak üzere devamlı bulunduğu ortamlarda bir yakın gözlüğünü bırakır. Daha da unutkan biriyseniz tek bir gözlükte hem uzak hem de yakın mesafeyi gösteren daimi takabileceğiniz bir gözlük edinebilirsiniz. Bunlardan biri çizgili olarak üretilen bifokal camlar. Bunun için Benjamin Franklin amcaya teşekkür etmelisiniz. Bu camlar halen ekonomik olarak kullanılsa da estetik ve orta mesafenin olmaması bu camlar için çok büyük handikap. Evet 30–40 cm’lik okuma mesafesini kullanıyoruz ama gün içerisinde en çok hangi alanı kullanıyoruz? Orta mesafeyi. Evin içerisinde, iş yerinde ve hayatın birçok yerinde. Merak etmeyin bunlar için de progresif ya da üçü bir arada olarak bilinen çok odaklı camlar icat edildi. Bu camlarda çizgi yok ve kademeli olarak artan numara mevcut. Optisyeniniz size en iyi seçenekleri sunacaktır.

Şu ana kadar el büyüteçleri, yakın okuma gözlükleri, bifokal camlar ve progresif camlardan bahsettik. Kontak lensler de alternatif olarak tercih edilebilir. Multifokal lensler olarak bilinen bu lenslerle yakın görüşünüzü düzeltebilirsiniz.

“Gözlüğünüzden kurtulun (!)”

Son yıllarda yakını görmek için göz içi lensler ve akıllı mercekler çok gündemde ve hastanelerin reklamları devamlı olarak karşımıza çıkmakta. Bugün mükemmel, muhteşem diye topluma takdim edilen teknolojiler yarın ömrünü tamamlayıp bir tıp felaketi olabilmektedir. Geçmişi kapsayan bir inceleme yapıldığında bu acıları çeken insanları görürüz. Günümüzde bu alanda kullanılan hiçbir teknoloji son ve mükemmel değildir. Gelişme süreci devam edecektir. Belki günümüzde kullanılan teknolojiler dört yıl sonra, ilkel bulunacaktır.

“kartal gözü” “gözlüğünüzden kurtulun, gözlüğünüzü atın” Bu reklamların karşı konulamaz dayanılmaz bir çekiciliği ve cazibesi vardır. Reklâmlar gözlük kullanıcılarının beklentileri yükseltmekte, asla gerçekleşmeyecek vaatlerle bilinçaltlarına, beyinlere kazınmaktadır. Bu aşamadan sonra gözlük kullanıcısına istediğinizi anlatın dinlemez. Artık onun beklentisi kartal gibi, süper vizyon görmek ve gözlükten kurtulmaktır, Bu yaklaşım tarzı bilimsel olmadığı gibi, toplumun ve fertlerin göz ve görme sağlığı açısından da etik değildir. İnsanların bilgisizliği istismar edilmektedir. Başarı oranı reklamlarda söylendiği gibi 0 değildir. Bunu doktorlar da söylüyor.

Görme kusurlarının düzeltilmesinde gözlük; en uygun, ucuz, hiçbir yan etkisi olmayan tek optik sağlık gerecidir.

Yüz tipine göre gözlük nasıl seçilmez? Gözlük Seçmenin İncelikleri


Gözlük yüz şekline göre değil ruha göre seçilir!

Bu ara karşıma devamlı aynı şey geliyor. Yüz tipine/şekline göre gözlük seçimi… Kare, oval, üçgen, elmas, kalp, armut yüz… Bunları kenara bırakın. Göz muayenesi oldunuz ve elinizde gözlük reçetesi. Aklınızda ise tek soru: Gözlüğümü nasıl seçeceğim? İnternet siteleri ve kişiler size yüz şeklinizin belirleyici olduğunu söylüyor ama bu doğru değil. Yüz tipine göre seçim yapmayı doğru bulmuyorum. Gözlük, rahatlık ve estetiğin yanı sıra “tarza” göre seçilir. Sizin ne hissettiğinize göre seçilir. Zevkleriniz, sosyal çevreniz, mesleğiniz, burun yapınız, saç renginiz, kaş yapınız… Bunların hepsi gözlük seçiminde etken unsurlar. Birçok parametre var yani. Sadece “sizin yüzünüz yuvarlak, size köşeli bir model gider” demek yeterli değil. Ayrıca çok hoş bir tabir de değil. Gözlük kişiye özeldir. Gözlük yüz şeklinize göre değil ruha göre seçilir!

İlk intibah önemli

Ruha göre seçilir derken ne demek istiyorum? Yüzünüzde taşıdığınız gözlük beden dilinde birçok anlam ifade ediyor. Bir gözlükle çok otoriter de gözükebilirsiniz. Çok naif de. Bu tamamen kendinizi bulmak veya nasıl göstermek istediğinizle alakalı. Bu videoda gözlük koleksiyonumu göstereceğim ve gözlüğün şekillerine dikkat etmenizi istiyorum. Benim yüzüm yuvarlak ve ben sadece köşeli modeller kullanmalıyım algısını yıkmak istiyorum artık. İlk intibah çok önemli derler. Aynı şekilde gözlük de insanların sizin hakkınızdaki ilk saniyelerde oluşturacağı yargılar açısından çok önemli. Kötü bir gözlük seçimi bu anlamda her şeyi mahvedebilir. Bir optik mağazasından ayrıldığınızda o gözlüğü siz kullanacaksınız ve seçtiğiniz gözlük sizi, zevkinizi ve tarzınızı ifade edecek karşı tarafa.

Gözlüğün de bedeni var!

Sadede gelecek olursak yüz tipinden ziyade önemli olan ve dikkat etmeniz gereken şeylerden bahsetmek istiyorum kısaca. Gözlük ekartmanı. Gözlüğün boyutu ya da bedeni de diyebiliriz. Evet, gözlüğün de bir bedeni var. Aynı ayakkabı numarası veya pantolon bedeni gibi. Yüzünüze atıyorum yuvarlak bir model denediniz ve komik göründünüz. Genellikle bir sonraki seçimde kişiler “yuvarlak gözlük bana yakışmıyor” diyerek ön yargılı olabiliyor. Hatta hiç takmak istemiyor. Bunu yıkmak da çok zor oluyor. Sizi komik duruma düşüren model değil, gözlüğün ekartmanı. 39 numara ayağı olup 48 numara ayakkabıyı giymek gibi bir şey bu. Ayakkabı çok güzel ama boyutu size göre değil. Yani önemli olan yüz tipiniz değil yüzünüzün genişliği. Gözlüğün sap kısmında teknik bilgiler yer alır. Sap uzunluğu, cam boyutu, burun köprüsü aralığı gibi. Demek istiyorum ki yüz tipinizden daha çok gözlük ve yüz uyumuna bakmak gerekiyor. Şunu da söylemem gerekiyor. Bazı müşteriler geliyor. Benim ekartmanım 54. Sadece 54 ekartman olan gözlükleri görmek istiyorum. Böyle bir şey yok. Kendinizi kısıtlamayın. 54 sayısı milimetre cinsinden tek camın boyutunu ifade ediyor. Camda bir bombe varsa bu sizi yanıltır. 62 ekartman bir gözlük size küçük de gelebilir. Gözlük ekartmanı size fikir verir. Aynı şekilde gözlüğün sap uzunluğu da. Atıyorum, gözlük sapları kulağınıza oturmuyor, havadaysa ve kısaysa o gözlüğün size küçük olduğu kanısına varabilirsiniz.

Gözlük, bütünün parçasıdır

Az önce de dediğim gibi katı olmayın. Bana hiçbir şey yakışmaz, bana o model gitmez ön yargısından uzak durarak istediğiniz modelleri deneyin. Kendinizi özgür bırakın. Bu aşamada optisyeniniz yanınızda olacak. Gözlüğün rengini seçerken kıyafetlerinizi baz alın. Gözlük bütünün parçasıdır. Görme gereci olmasının yanı sıra aksesuardır. Kombindir. Klasik renklerden hoşlanıyor ve renkli kıyafet asla giymem diyenlerdenseniz bu doğrultuda bir renk seçmek mantıklı olacaktır. Ama misal erkekler için konuşuyorum. Saat, ayakkabı ve gözlük… Kombininizde patlatabileceğiniz ve kontrast sağlayabileceğiniz çok fazla unsur yok. Kontrast sağlamak adına zıt olabilirsiniz. Biraz cesaretli olup vermek istediğiniz mesaj, algı ne ise bununla doğru orantıda renk kullanmakta fayda var. Devamlı olarak yüzünüzde taşıdığınız bir aksesuar olduğunu düşünürsek birden fazla gözlük edinmeniz farklı renkler konusunda daha cesaretli olmanızı sağlayabilir.

Gözlüğü mümkünse yalnız seçin

Bir diğer husus ise başkalarının zevkine göre gözlük almayın. Başka birinin onayına ihtiyacınız yok. Fikir alın ve değerlendirin ama etkisi altına girmeyin. Gözlüğü mümkünse yalnız seçin. Size yakışanı en iyi siz biliyorsunuz. İşinin ehli bir optisyen size yeterince yardımcı olacaktır.

Saçlar gözlük seçimini etkiliyor

Saçların uzunluğu/kısalığı ya da şekli gözlük seçimini etkileyebiliyor. Kısa veya uzun saçla seçtiğiniz gözlükler muhtemelen farklı olacaktır. Gözlük koleksiyonumdaki gözlükleri de buna göre ayırdım. Özellikle yuvarlak gözlüklerimi kısa saç kullanırken kendime daha çok yakıştırıyorum. Uzun saç ile çok basık ve kötü durduğunu düşünüyorum. Siz de gözlük seçerken bunu da göz önünde bulundurmanızda fayda var.

Toparlayacak olursak gözlük seçimi basit bir olay değildir. Birçok parametreye dayanır. Yüz tipine göre gözlük seçimi tabiri yetersiz ve doğru değildir. Bu konuda tecrübeli bir optisyenden faydalanmak doğru olacaktır. Ancak buradaki en önemli unsur sizin ne istediğiniz. Bunu unutmayın.

Miyopiyi durdurmak (tedavisi) mümkün mü?


Her iki kişiden biri miyop olacak!

Dünyada bir salgın var. Bahsettiğim bu salgın koronavirüs değil. Miyopi salgını. 2050 yılında dünyanın yarısının miyop olacağına dair bir öngörü mevcut. Çok uzak bir zaman değil. Şu anki projeksiyonlar doğru ise yaklaşık 30 yıl sonra her iki kişiden biri miyop olacak demek oluyor bu. Özellikle 2000’li yıllardan sonra miyoptaki artış, dünyada birçok otoriteriyi ayağa kaldırmış durumda. Tüm dünyada miyopiyi durdurma konusundaki yayınlar arttı. Göz doktorlarından ise uyarılar gelmeye başladı. Bizim ülkemiz bu konuda nispeten daha sessiz kaldı. Bugün bu videoda miyopiye dair tartışılan bilgileri ve neler yapılabilir birlikte ele alacağız.

Miyop salgını için ülkemizde neler yapılabilir?

Dünya çapında panik yaratan bir raddeye gelmekte olan miyopi salgını için neler yapılabilir? Gelecek miyop salgınının önlenebileceğini gösteren hiçbir kanıt olmasa da ülkemizde kamu spotları oluşturup çocukların göz kontrolleri desteklenebilir. Çocuklar göremediklerini fark edemezler. Çünkü miyopi yavaş yavaş gelişir ve bulanık görse bile başkalarının da kendisi gibi gördüğünü zanneder. Yenidoğan bebeklerde ve belli yaştaki çocuklarda aşı takvimi gibi göz kontrollerinin yapılması, zorunlu muayeneler listesine eklenirse çok etkili bir adım atılmış olur bu anlamda. Çocukların gözleri geleceğimizin garantisi.

Devletler için finansal yük de artıyor

Aynı zamanda miyopinin artması, videonun ilerleyen kısımlarında bahsedeceğim, beraberinde birçok sağlık sorununu getirebileceğinden, bunların dolaylı olarak maliyetlerini düşündüğümüzde yapılacak bu çalışmalar aynı zamanda devletlerin finansal yükünü de azaltacaktır. Miyopi; sosyal, eğitim ve ekonomik hayatta toplumda önemli sonuçlar doğurmakta, bireylerin hayat kalitesine olumsuz etkileri bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2015 yılında açıkladığı verilere göre yalnızca düzeltilmemiş miyopinin finansal yükü tahminen yaklaşık 200 milyon dolar. Bu rakamın önümüzdeki 30 yıl içinde önemli ölçüde artacağı bekleniyor. İlerleyen dakikalarda bahsedeceğim teorilerin ve klinik deneylerin doğrulanması halinde devletlerin sağlık politikalarında da köklü değişiklikler olacak gibi duruyor. Mesela; okullarda ortam aydınlatmasına yönelik yasal değişiklikler olacaktır.

Miyopi nedir?

Öncelikle miyopinin üzerinden bir tekrar geçelim kısaca. Miyopiyi en basit anlamıyla tanımlayacak olursak, göze gelen ışınlar gözün en ön kısmında bulunan saydam tabaka olan korneadan geçerek doğal göz merceğimizde kırılmaya uğrar. Buradan da jel yapısında madde bulunduran vitre boşluğunu geçerek retina üzerine odaklanır. İşte bu göze gelen ışınların retina üzerinde odaklanması gerekirken, retinanın önünde odaklanmasına miyopi diyoruz. Genellikle göz küresinin ön-arka mesafesindeki uzama sebebiyle retinanın önünde odaklandığını da söyleyebiliriz.

Miyopi, ek hastalıklara zemin hazırlıyor

Miyopi, genellikle 24 yaşına kadar ilerlemekle birlikte 3.00 dereceden sonra göz yapılarını ciddi anlamda bozmaya başlıyor ve uzağı görememenin dışında birçok hastalığa da zemin hazırlıyor. 6.00 derece ve üzerindeki patolojik miyopilerde; makula dejenerasyonu, retina yırtılması, göz tansiyonu, erken yaşta katarakt gibi görme kaybı ile sonuçlanabilecek ek hastalıkların gelişme riskini arttırıyor. 

Miyopi neden olur?

Genellikle sorunu genlere veya fazla okumaya bağlıyorlar. 2000’li yılların başında haftada okunan kitap sayısı veya bilgisayar başında geçirilen saat miktarının miyopi riskinin en önemli faktörü sanıldı, ancak son araştırmalar bu varsayımların yanlış olduğunu gösteriyor. Farklı çevresel faktörler de miyopiye neden olabilmektedir. Okumakla miyopluk arasındaki bağlantı ise önce güçlü olasılık düşünülse de, konu üzerinde araştırmalar yoğunlaştıkça böyle bir bağlantının olmadığı görülmüş. Birçok araştırmada ise açık havada daha çok zaman geçirenlerin miyop olma ihtimalinin kapalı ortamda zaman geçirenlerden çok daha düşük olduğu görülmüş. Bu nedeni tam olarak bilinmiyor ancak doğal güneş ışığının gözleri beslediği düşünülüyor. Yani geçmişte de bugünde de söylendiği gibi güneş girmeyen eve doktor girer. Şunu da unutmamak gerek. Miyopinin genetiği komplike ve çok faktörlüdür. Yani, miyopinin ilerlemesini cep telefonu kullanımı gibi basit nedenlere bağlamak çok sığ bir yaklaşım olur. Dijital medyanın ve akıllı telefonların aşırı kullanılması da tek başına miyopi riskini arttırmasa da çocukların gözlerini tahriş edebilir, yorabilir, kurutabilir, dikkat dağınıklığına sebebiyet verebilir ve bulanık görmeyi tetikleyebilir. Aynı zamanda uyku bozukluklarına yol açabilir.

Miyopiyi nasıl önleriz? Miyopi tedavi seçenekleri?

Miyopinin bir salgın gibi yayılmasını önlemek ve kontrol etmek artık son derece önem arz ediyor. Miyopinin önlenmesi ve tedavisi için birçok seçenek deneniyor. Alışkanlıklar… Bir çocuk haftada 14 saatini açık havada geçirdiğinde miyopi olma riski yaklaşık %30 oranında azalıyor. Koruyucu bir önlem olarak aileler, çocuklarını açık hava aktivitelerine yönlendirmeli. Bu yapabileceğiniz en basit önlem. Çocuklarınızın saatlerce telefon veya bilgisayar başında geçirdiği süreden şikayet etmek yerine birlikte pikniğe gitmek daha faydalı olacaktır. Bu sadece miyopi için değil, fiziksel aktivitenin artması, obezitenin azalması ve ruh sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Hem de bedava!

Bir de bana daha önce sorulan atropin damlalar var. Bunlar doktorunuzla görüşmeniz gereken seçenekler ancak bilgi açısından bu videoda bulunmasını istiyorum. Bu damlanın miyopluğa neden olan göz yuvarının büyümesi sorununu yavaşlattığı biliniyor. Fakat damlanın bazı yan etkilerinin görülmesi sonucu bu denemelere ara veriliyor. Ama daha önce kullanılan miktarın 100’de 1’i bile etkili olduğu görülünce, haliyle yan etkiler de minimuma düşüyor, bu yüzden çalışmalar tekrar başladı. Ancak klinik açıdan pek tercih edilmiyor bu damlalar.

Bir de miyop camları denilen bir şey var. Aslında bir nevi bifokal ve progresif cam mantığında çok odaklı camlar diyebiliriz. Bu camlarda da amaç, uyum gecikmesini sağlamak. Hatta çoğu uzman düşük numaralarda miyop kişilerin yakın mesafe çalışırken gözlük takmamasını önerir. Bunun sebebi miyoplar zaten yakını net görmektedir. Ancak yakın mesafeye gözlükle baktığınızda yakındaki objeyi net görebilmek için gözünüz daha fazla uyum yapmak zorunda kalır. Bu camlarla uzmanlar miyopi ilerlemesini azaltmayı amaçlıyor. 

Ortokeratoloji lensleri de var. Gece lensi veya uyku lensi olarak da biliniyor. Bu lensler de umut verici gibi gözüküyor. İlerleyen miyopta aksiyel uzamayı ortalama %45 oranında yavaşlatıyor. Bu lensler özel tasarım ve korneayı şekillendirmek amacıyla kullanılıyor. Merak edenleriniz varsa ekstra araştırabilir bu lensleri. Çünkü uzun bir video oluyor. Bilgi kirliliğini önlemek adına köşe taşı içeriği olmasını istediğimden miyopiyle alakalı en çok tartışılan konulara bir yorum getirmek istiyorum.

En çok tartışılan bir diğer konu: Göz egzersizleriyle miyopiyi düşürmek?

Özellikle Bates Metodu. Tüm videolarımın altına gelen genel bir soru bu. Hep cevap vermekten kaçındım aslında. Ancak düşüncelerimi söylemek istiyorum. YouTube’da o kadar çok bilgi kirliliği var ki. Birçok akademik makale ve bilimsel yayın takip ediyorum. Görme olayı son derece komplikedir. Görüyorsunuz. Uzaktan yakına kolay ve hızlı bir şekilde netliyorsunuz. Görme fizyolojisi mucize gibi. Ne yazık ki Bates Metodu gibi teorilerin çoğunun modası geçmiş ve çok az bilimsel destek taşıyor. Herkesi bu teorilere bir miktar şüpheyle okumaya ve araştırmaya davet ediyorum. Öte yandan böyle bir şeyin doğru olduğunu varsayalım. Teknoloji çağındayız artık ve yaşam tarzlarımız 100 yıl önceki gibi değil. Miyopi nasıl hemen oluşmuyorsa bir anda gitmeyecektir. Bunu ben vücut geliştirme gibi görüyorum. Zorlu ve emek isteyen bir süreç. Böyle bir şey mümkünse bile zorlu ve emek isteyen bu süreci yaşadığımız modern dünyada büyük bir kesim için imkansıza yakın buluyorum.

Bundan bir asır önce İngiliz göz cerrahı Henry Edward, 1904 yılında yazmış olduğu bir kitapta: “Miyopi ortaya çıkmış ise dışarı çıkın. Mümkünse deniz yolculuğu yapın.” demiş. Bilim dünyası bu cerrahın tavsiyesini kabul etmiş ancak deniz yolculuğunun sırrını ise anlayamamış. Deniz yolculuğunun sırrı, uçsuz/bucaksız mesafeler mi yoksa mavi renge vurgu mu halen bilinmiyor.

Tüm bu görüşler ve anlattıklarım sağlam zemine oturuncaya dek, kesin bir sonuca ulaşıncaya dek miyopun önüne geçilmesinde en güvenli yöntem olabildiğince açık havada kalmak diyebilirim. Kümes tavuğu değil, gezen tavuk olun! Gün ışığına çıkın! Işık çok önemli. Bol bol uzağa bakın!