Kuru Göz Aslında Bir Sinir Ağrısı Olabilir mi?

Amerikan Oftalmoloji Akademisi'nin (AAO) Ekim 2026'daki yıllık toplantısında kuru göz konusunda dikkat çeken bir çağrı yapıldı: "Kuru göz" tanısı alan hastaların bir kısmında asıl sorun gözyaşı eksikliği değil, göz yüzeyindeki ya da sinir sistemindeki ağrı mekanizmaları olabilir. Uzmanlar, kuru gözü tek bir hastalık yerine alt tiplere ayrılması gereken bir tablo olarak görmeyi öneriyor.

Göz yüzeyindeki kornea sinirlerini ve kuru göz ağrısını gösteren illüstrasyon

AAO 2026'da Ne Konuşuldu?

New Orleans'ta düzenlenen AAO 2026 toplantısında Bascom Palmer Göz Enstitüsü'nden oftalmoloji profesörü Dr. Anat Galor, "Ağrılı kuru göz belirtilerinin değerlendirilmesi ve yönetimi: Sinirler mi, gözyaşı mı?" başlıklı bir kurs verdi. Ophthalmology Times'ın 14 ve 19 Ekim 2026'da yayımladığı röportajlarda Galor, kuru göz tanısı konan pek çok hastanın aslında göz yüzeyinden, sinirlerden ya da her ikisinden kaynaklanan bir göz ağrısı yaşıyor olabileceğini anlattı.

Galor'un en dikkat çekici sözü şuydu: "Buna kuru göz diyerek aslında hastalarımıza kötülük ettiğimizi düşünüyorum." Galor'a göre göz, normalde "hissedilmesi gereken" bir organ değil; gözün batması, yanması ya da kumlanması kömür madenindeki kanarya gibi bir uyarı işareti. Bu işaret çevreden, gözün kendisinden ya da vücudun genelinden kaynaklanan bir soruna işaret edebilir. Göz rahatsızlığını ancak birkaç sınırlı yolla dile getirebildiği için, aynı şikâyetin arkasında çok farklı nedenler yatabiliyor.

Galor, bu ayrımı yapmak için pahalı cihazlara gerek olmadığını vurguluyor. Önerdiği başlangıç araçları basit: ağrının niteliğini sorgulayan bir anket, ciltte dokunmaya karşı aşırı hassasiyeti (allodini) yoklayan bir parmak testi, kornea hassasiyetini ölçmek için pamuklu çubuk ya da diş ipi ve göze damlatılan uyuşturucu damla. Uyuşturucu damladan sonra ağrının geçip geçmemesi, sorunun göz yüzeyinde mi yoksa daha merkezi sinir yollarında mı olduğuna dair ipucu verebiliyor. Galor, daha iyi biyobelirteçlere ihtiyaç olduğunu da kabul ediyor: Kornea sinirlerini canlı olarak görüntüleyen konfokal mikroskopi gizli iltihabı ve sinir anormalliklerini gösterebiliyor; ancak bu görüntülerin ağrının nedenini ortaya koyup koyamayacağı hâlâ araştırılıyor.

Tedavide Galor'un yaklaşımı basamaklı: Önce gözle görülen sorunlar, örneğin iltihap ya da alerji tedavi ediliyor. Bunun ardından sinir kaynaklı ağrı düşünülüyorsa çevresel sinir ağrısında göze uygulanan, merkezi ağrıda ise ağızdan alınan ve sinir işlevini düzenlemeyi amaçlayan ilaçlar gündeme gelebiliyor. Galor'un net uyarısı ise şu: "Kronik göz ağrısının tedavisinde opioidler kullanılmamalı."

Kuru Gözde "Tek Tip Hasta" Dönemi Bitiyor mu?

Kuru göz, göz hekimliğinde en sık karşılaşılan şikâyetlerden biri ve aynı zamanda tedavisi en çok hayal kırıklığı yaratan durumlardan biri. Pek çok hasta damladan damlaya, hekimden hekime geçiyor. Bunun bir nedeni, muayenede ölçülen bulgularla hastanın hissettikleri arasındaki uyumsuzluk: Bazı hastalarda gözyaşı testleri belirgin bozukluk gösterirken şikâyet azdır; bazılarında ise testler neredeyse normalken şiddetli yanma ve batma vardır. İkinci grupta sinirlerin aşırı duyarlı hâle gelmesi, yani "nöropatik" bir ağrı mekanizması rol oynayabiliyor. Bu durumda gözyaşını artırmaya yönelik tedaviler tek başına yeterli olmayabiliyor; çünkü sorun, gözün yüzeyinden çok, bu yüzeyden gelen sinyalleri işleyen sinir sisteminde.

Kuru gözü alt tiplere ayırma fikri yalnızca ağrı alanında değil, ilaç araştırmalarında da öne çıkıyor. İsviçreli Oculis şirketi 19 Ekim 2026'da, kuru gözde genotipe göre hasta seçen ilk kayıt amaçlı çalışma olarak tanımladığı PREDICT-1'de 176 hastanın randomizasyonunun tamamlandığını duyurdu. Çalışmada deneysel bir anti-TNF göz damlası (licaminlimab), özellikle belirli bir TNFR1 gen varyantını taşıyan hastalarda test ediliyor. Şirket, orta-ağır kuru gözü olanların yüzde 13–19'unun bu varyantı taşıdığını tahmin ediyor; ilk sonuçların 2026 sonu civarında açıklanması bekleniyor. Bu duyuruda Galor da kuru gözün "son derece heterojen" bir durum olduğunu ve tedaviye yanıtın hastadan hastaya önemli ölçüde değişebildiğini belirtti.

Türkiye'deki okur için bu gelişmelerin anlamı şu: Uzun süredir yapay gözyaşı kullandığı hâlde rahatlamayan, özellikle batma, yanma, ışığa ve rüzgâra aşırı hassasiyet gibi ağrı benzeri şikâyetleri olan kişilerin bu durumu göz hekimine ayrıntılı biçimde anlatması önemli. Şikâyetin ne zaman başladığı, hangi durumlarda arttığı, migren, fibromiyalji gibi başka ağrı sorunlarının olup olmadığı tanıya katkı sağlayabilir. Kuru göz belirtilerinin kendi kendine, bilinçsizce kullanılan damlalarla geçiştirilmemesi gerekir.

Neden önemli?
Kuru göz şikâyetlerinin bir kısmı gözyaşı eksikliğinden değil, sinirlerin aşırı duyarlılığından kaynaklanıyor olabilir. Bu ayrım yapılmadığında hastalar yıllarca işe yaramayan tedavilerle uğraşabiliyor. Kuru gözü alt tiplere ayırma yaklaşımı, hem tanıda hem de yeni ilaç araştırmalarında daha kişiye özgü bir döneme işaret ediyor.
Önemli sınır
Galor'un anlattıkları bir kongre kursuna dayanan uzman görüşüdür; yeni bir klinik çalışma sonucu değildir. Licaminlimab deneysel bir ilaçtır ve hiçbir ülkede onaylı değildir; PREDICT-1'in sonuçları henüz açıklanmadı. Göz ağrısı ve kuruluk şikâyetlerinin değerlendirilmesi ve tedavisi için mutlaka göz hekiminize danışın.

Kaynak: Ophthalmology Times – AAO 2026: Rethinking dry eye as a spectrum of ocular pain · Ophthalmology Times – AAO 2026: How to become an ocular pain detective in dry eye · Oculis – PREDICT-1 randomizasyon duyurusu